Hayat ya da üç kurusluk bi sey, degme elini yakiyor... Ama bütün sokaklari Kadiköy'ün; Sahile çikiyor...
   

<< November 2009 >>
Sun Mon Tue Wed Thu Fri Sat
01 02 03 04 05 06 07
08 09 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30





rss feed



Jan 11, 2005
Bir soğukluk ki sorma...

Oturuyorum
gözlerim buğulu pencerenin ardındaki beyaz güzelliğe
bakmaya korkar... 
Sobanın odunlara uyguladığı sert müdahale hoşuma gidiyor...
Çıtır çıtırrt...
Üzerimde battaniyen kokun işgalde burun deliklerimi..
Nasıl hatırlamazsın
unutmuştun ya o son gece onunla beraber beni...
Sonra ben ağlayarak tamir etmiştim kırdığın kapı kilidini...
Diz çökmüştüm yere
beni yukardan daha rahat gör diye...
Hah!...
İşte tam da o akşam,
başlamıştı hüzünlü ayrılık filmi...
Elimde mısır gevreği yok belki şimdi
Ama ben yine de ağlıyorum...
Üstelik vazgeçtim kağıt mendillerden.
Harbi bez mendil kullanıyorum...
Sonra uyuyakalıyorum ardından sensizliğin...
Yoksa sıcak mı mayıştırdı dersin?
Rüya bile görüyorum üstelik;
yarım yamalak da olsa... 
Bir ayna var
baktığımda film şeridi gibi akıyor hayatım gözlerimden;
bir de sen:
Aynada saçımı tararken gördüğüm...
Sonra tam yaslarken başımı battaniye kokan koynuna;
hani olur ya belki yakalarım kimselere koklatmadığın huzurda bir parça...
Düşüyorsun işte tam o anda aynada bir ben şaşkın bakışlarıma, şaşkın,
saat sekiz'e üç kala...
Annesinin yatağından zorla kaldırılan çocuk misali uayanıyorum az geçmeden biraz sonra...
ama tuvalet çok uzak...
Gidersem başarabilirim belki,hedefi tutturabilirim;
ama ben değmem tüm bu yorgunluğa...
Peki bir dahakinde yakalayabilirmiyim seni,
yeniden uyusam? 
Sen en iyisi tuvalete git:
aynaya bak ama göreme yine kendini,
ama dikkat et düşürme kalkarken battaniyeyi... 







 

Posted at 11:34 am by copain
Comments (2)  

Dec 30, 2004
Serinlikte kavrulan yüreklere ağlarım...

Güneş tepede...

Mayıştırmış tüm huzursuzlukları...

Sahilin kumları; izini göstermeye korkarcasına narin,

basınca üstüne mutlu ayaklar...

Sonra periyodik kuş seslerine karışan rüzgar...

Tenleri yakıyor  mutluluktan... 

Uyumak istemiyor beden,

Bu eşsiz seramoniyi kaçırmak endişesi hakim...

 Ama gözler kapalı...

Salıyor antikorlarını cümle derdin üstüne...

Duyduğum ufaklığın sesi galiba,

Dur bi bakayım; ya da oynasın kerata...

Uzağım şu an hüzün krallıklarına...

Bana dokunamazlar,

Rüzgarıma,martıma,dalgama...



 

Yola çıktım uçsuz bucaksız maviliğin tam orta yerinden...

Fırlattı beni bir hışımla,

kolları güçlü yaratıcı beden...

İlerliyorum şimdi son sürat,

Nereye uğrayacağımı, nerede duracağımı bilmeden

Büyüyorum bir yandan da benim gibi diğer taşaron meçhullerle

Yolum uzun sonra...

Görünüyor ,dağları titreten hüzün...

Nasıl görünmesin ben bile korkar oldum sesimden,

yaklaştıkça mutlu çığlıklara...

Bana sormadılar oysa ben istemezdim;

şimdi kendim bile engelleyemem artık felaketimi...

Oysa hiç istememiştim ilşmeyi;

Rüzgarına,martına,yavruna...



Kulakları sağır eden bir sessizlik önce...

Duygu karmaşası; bu ne muazzam beyazlık...

Sonra kavrama dört kolla ölüm korkusunu,

Ama son ana kadar boyun eğmemek gerek...

Gel yavruuuuuuuaahhh!...................



Boşluktayım şimdi etraf silüetlerle dolu...

Ben kıpırdamıyorum kollarım inatçı.

Arıyorum fersiz tuzdan kavrulmuş gözlerimle,

Karmaşanın tam ortasında huzuru,

sonra yavrumu...

Ama ne mümkün kurtulmak,

Vuruyor bedenim kendini, kaptırmış sulara,

hacmini büyütüyor her defasında acılarımın;

Bir o duvara bir bu duvara ...

Ben korkmam acılardan da; yavrum anlamasa...


Duruyorum şimdi öylece...

Aynalar göstremez şu halimi,

Her yer ıslak ,gözleri hiç saymazsak...

Kanıyor her yeri bensiz vücudumun...

Ve ben arıyorum bi' çare:

"Neredesin yavrum!"


Sokaklar mı, o da ne?

Ne mümkün görmek az önceki nizamı...

Cehennem mi, o da ne?

Daha ağır ne yaşayabilirim ki ?

Hatta niye yaşamalıyım ki?

Ama olmaz bulmalıyım onu...

Hayır, o da değil, acaba...

Yok yok oğlum dayanmıştır benim...

Babasına çekmiştir onun kolları da...

Neredesin yetti bu oyun gel artık...



 

Herşey yerle bir ,yer de bir...

Bakmak bile yoruyor karmaşaya değil ki yaşamak...

Sonra ölümün ağır kokusunu oksijen diye çekmek 

Ciğeri beş para etmez suların tam ortasında...

Ellerim parçalamak istiyor tüm bedenimi... 

Bense kararsızım şimdi; Neye ağlamalı...

Suların altındaki hatıralaramı,

yoksa üstünde "yaşamak" zorunda bırktıklarına mı...

Acaba ağlamalı mıyım ben de?

Kaldırır mı bir sulu gözü daha bu ağır zaman...

Bu ağır aksak dünya...

Yoksa fırlamalı mıyım yerimden...

Öyle ya bekler bir çift çamurlu tırnağı kurtuluş ümidi...

Ama kalkamam ki;

kalkarsam bilemem nerelere sığdıracağımı;

Benden gelip kollarımda kalan,

bir küçük ıslak bedeni...

Beni affet yavrum!..

Bu dalgalı dünyanın tam ortasına attım seni...         



 


 


 


 

 


Posted at 02:55 pm by copain
Make a comment  

Dec 22, 2004
bir kefeye de kalbi koy...

Bir kilo demir mi daha ağır,

Yoksa bir kilo pamuk mu?

Yoksa ben mi yanlış hissediyorum tenini...

pamuğun verdiği hisle çok benzer oysa ki...

Bense demir gibi, kaskatı...

Sıkmışım yumruğumu,

kalp masajı yapıyorum kendime...

vuruyorum şuursuz...

Çalış ulan çalış...

Başla atmaya yeniden...

Kirala kendini yine bir geceliğine...

git tanımadığın eller sıksın,acıtsın canını...


Sonra yine bir beyazlık kaplıyor odayı...

göz kapaklarımın atında bir ben görüyorum oysa...

Biliyorum pamuk yine...

Gözüm kamaşıyor bakamıyorum...

Kömür arıyorum sürmek için göz altına..

Yok...

Bulamıyorum...

Her yer kapalı...

Benim ki de saflık işte...

Hem de gecenin bu saatinde...

Tabi her yer kapalı...

Rüya gördüğünü sanmakla meşgul ehl-i beşer...

şu vakit...

Ama sen hariç...

Ha bir de ben...

Rüya görmeye yatıyorum rüyada,geceden...

rüyasızlık kabusum oysa biliyorum...

Sonra tekrar dönüyorum kendimde olan bana...

Keşf-i aşktan, keyfe kederden, kalbe zarardan...

Kurtuluyorum cümlesinden...

soğuk terimle üşüyor emanet beden...

Ama ben atıyorum ıslak yorganı üstümden...


Ve sarılıyorum pamuk yastığıma hafiflerken...


Posted at 04:27 pm by copain
Make a comment  

Dec 17, 2004
Sonrasi bilmem kac kelime...

Görebiliyorum hala...
O ilk  gün ki; bakislari , yansitan tüm bilesenlerini günesin,
Isitan donan bütün hücrelerimi yeniden,yeniden..
Bense bakamam korkarim gözümü almasindan,
Kamasmasindan,
Ellerine birakilmaya,
Dünden hazir olan,o malumun, o mazlumun...


Ama sonrasini da görebiliyorum,
ilk atilan tirnagi, tam ortasina hz. güven' in...

Sonra yere düstügümü hatirliyorum...
Newton'un elmasi gibi...
Dün gibi, bir cogu dinler gibi...
Ama hep o elmalarin sucu...
Öyle ya; öyle tabi...
Isterseniz Iblis'e sorun!
Canli sahidi!...
Ah o elmalar, ah!!


Sonra ayaga kalkma hissi, basarisizlik...
Deneyisler ardi sira...
Maglubiyet galiba...
Aklimda...
Silinmez bu ucu yanik fotograf...
Bosuna ugrasmasin kimse...


"Temizlenmem gerek!" diyorum sonra sonra...
"Göstermem lazim herkese camurlanmis da olsa yüzümü!"

Tazyikli su acitiyor basta sicak vücüdumu.
Bir o kadar da mutluyum ama görünmeyen gözyaslarima...
Agliyorum, bagiriyorum, bir yandan devam etmekte hala 
Tazyik ve su...

Benden önce bembeyazdi oysa ki havlu...
Varsin olsun son bir defa kirletiyorum ;
Temizlenmek pahasina da olsa...


Hangi duyguyla  bilmiyorum ama;ictigim gazoz geliyor aklima...
Yankilanan metal kapak sesi ,eski hamamin duvrlarinda...
bir rahatlama belki  de sesle beraber...
Havluyla, suyla;
Camurla,elmayla... Yasama verilen kurbanlarla...

Sonunda yeniden hatirliyorum...
Gücüm yetiyor, yapabiliyorum 
Sahiplenebiliyorum ne varsa hesapta gecmisten kalan...

Ve belki ilk defa bu kadar kararli yükseliyor sesim
Sonunu bekleyen sonsuzluga :                 
                     

 

Tamam.. Üstü kalsin...
                                          


 


 


 


 


 

 


Posted at 04:03 pm by copain
Make a comment  

Dec 13, 2004
Tozlu hayatlari dünyanin ve martilarin rolü...


"Gecelerin puslu, zifiri olani makbul, yildizi bol olani degil"

diyen kalpte;

 varsa sikinti geceden kalma,

geceden karanlik...

Ya da seviyorsa oynamayi eller

yorgun siselerle...

Kandiriyorsa rüyalar,

düslerin alayi mevzu bahisse...

Bastigin kaldirim kayiyor da

sen yürümüyorsan...

Sonra catlak duvarlarin üstüne yikilmasi,

büyük bir tehlikeyse titrek bedenin icin...

Sigarani sen degil de soguk rüzgar iciyorsa seve seve... 

Solgun yüzüne düsen kar tanesini temizlemeye yoksa derman...

Sonra bütün arabalarin "klakson" denilen silahlarini

sana yönelttigini düsünüyorsan...

Anahtari ters yöne cevirerek

acabilecegini düsünüyorsan hala,

evinin hirsizlara maden kapisini...

Ve her zaman oldugu gibi yemegini,

yarim yamalak  yedikten sonra,

sadece gözünü kapamak icin koyacaksan basini,

o sirke kokan, kabartilmaya muhtac yastiga...

Sen bu yasama layik degilsin galiba...




       O zaman git ve martilara simit atmakla basla!...





Posted at 02:54 pm by copain
Comments (3)  

Dec 10, 2004
Ölümce de; "yasam..."

     

Soguk yalamakta sokagi...

Tüm tozlarina dokunmasa da

birkac kuru yaprak,

birkac cift ayakkabi kapida,sahipsiz;

o eski yollarin sahidi...

Ve damlamakta birkac damla kar eskisi;

kedilerden ziyade tek dostu martilar olan,

eski damdan...

Ahsap diregin ucundan düsmemek için sarkan,

bir yandan da titreyen;

 göstermemek için

tüm çiplakligiyla sokagin hüznünü, 

gazli bir sokak lambasi...

Sonra cigirtkan köpegi mahallenin,

ilk defa böylesine suskun...

 Ve evlerinde mahalleli ,es ,dost...

 Sessiz cigliklariyla;

citirdayan odun seslerini, ahsap zemin catirdilarini

büyük bir azimle bastiran;

ama koca yüreklerine  

kücücük bir faninin ölümünü sigdiramayan.

Ve en nihayetinde yükselen ars'a

 ama  muallâk' a simsiki sarilan,

kaybetmemek için tüm maneviyatini , "var" ini

bu sarhos dünyanin,

bakan geri dönüssüz son bir damla göz yasiyla yukaridan :


Ölümlü...


Posted at 01:49 pm by copain
Make a comment  

Dec 6, 2004
Belki, cünkü, vs...


 

Gölgeler mi?,  günessizlik yani...
Bir diger yönüyle görememe.

Bilememe ne gecmisi ne umudu...
Sonra alisma kendi gölgelerine,
benimseme ve sahiplenme...
Sonra korku : "Kaybedemem!"
"Onlar benim, ben, kim, o ?"
"Kim o ?"
"Beeen, evdeyim!"
"Ben, kendimdeyim, öyle miyim?"
Bilemiyorum, kestiremiyorum...
Yüzümü bi görebilsem aydinlikta...
Kirardim belki ilk gösteren aynayi,
 Kirardim, kirdim, kiramam...
Ama ben hala bendeyim, o "laf-i güzafta".
Belki degisir ha...
Belki, belki de...
 Olabilir...

Olur, olur!
Olur da aynalar unuttu yüzünü...

Istemez artik ne seni, ne isigi, ne...

Ister ister...

Oh be nihayet...

Ister be ister!..
Hatta kosar eski dosta, yardima...
Baslar anlatmaya sonra...
"Bak önce gözünü acacaksin."
"Sonra isigi seveceksin."
"Eyvah! Bir parca mor ötesi!"
"Olsun olsun iyidir..."

Silüetten surata,
Surattan bana, kendime;


"Sonra, sonra!"

Sonrasi...

Belki düslerdeki hatiralarda,belki
yasanmis rüyalarda...
Belki ben de benim gibi,
Belki sen benim gibi,
Belki kim benim gibi,
Belki, belki,-
Yeteerr!

Istemiyorum ne isik, ne karanlik...
Laf salatasi bu yazdigim. 
Kime ne ben kime ne?
Kime ne bi baskasi?..
Kim kime dum duma...
Kizma! iste bu dünya...

Ama belki...

 



"Bir aynam olsa..."

Posted at 07:48 pm by copain
Make a comment  

Dec 2, 2004
...

Gözyaslarim unutmustu yolunu...

Korkuyordu gidecegi yolu bulamamaktan.

Cekingen hareketlerle ilerliyordu;

Bir yandan da soruyordu nereye gittigini...



Sona mi, baslangica mi?

Hatiralara mi, hatalara mi? 

Yalnizliga
 mi, kalabaliga mi?

Gidise mi, vedaya mi?

Gidene mi, kalana mi?


Düsene mi, düsüpte kalkamayana mi?
      

Posted at 09:36 am by copain
Make a comment  

Nov 29, 2004
"Bu Zihniyetler Sizin Için Yenilendi"

     




      Malumunuz "metropol" diye adlandirir olduk güzel sehrimizi. Getirdigi her türlü nimetlerden faydalanarak. Trafiginden, göçlere; altyapi sorunlarindan, çarpik kentlesmeye kadar birçok sorunuda onurla tasiyoruz biz metropol "sakinleri" olarak.
      Taslamalar bi yana dursun bunca sorunun ve sorunlara getirilen "çözüm(süzlük)lerin", sehirde yasadigimiz her anin içine "tenya"lar gibi yerlesip, bolca karin agrisi yarattigi su günlerde, çözüm adina atilan en ufak adima dahi, çölde su bulmusçasina heyecanlanarak yaklasiyor ve belki gereginden fazla alkisliyorum... Varsin benim ellerim yorulsun da ayaklarima bi zeval gelmesin...
      Evet bir cogumuzun (trafigin yogunlugundan istifade edip, gerekli gerksiz ellerine gecen herseyi ustalikla likite dönüstüren abilerimiz hariç) Istanbul'un trafigine söyleyecek sözü dahi yok! Yetersiz yollar, bu durum gün gibi ortada oldugu halde giderek artan otomobil satislari... Bu kargasadan kurtulmada, çözümler listesinin belki de en üst sirasinda blunan madde:
             TOPLU TASIMA ARAÇLARININ ETKIN KULLANIMI.
       Az önce de bahsettigim üzere; Istanbul Büyüksehir Belediyesi bu konuda güzel adimlar atmaya basladi.Alternatif tasima araçlarini (tramvay,metro vs..) etkin kilmaya yönelik çalismalarini heycanla ve sabirsizlikla bekedigimiz I.B.B bir taraftan aslinda herkesin bildigi ama kimsenin dikkatini tüp geçit kadar çekmeyen bir baska projeyi daha günbegün uygulamaya devam ediyor.Biraz mübalayla 2. Dünya Savasi'nin taniklari olarak bile gösterebilecegimiz I.E.T.T'nin o meshur Ikarus'lari çok başarili bir "restorasyon" projesiyle bizlerin kullanimina tekrar sunuluyor. Özellikle Halk Otobüslerinin,hatta minibüslerin bile hizla geçtigi "yenilenme" sürecinde, I.E.T.T 'de kendi öz kaynaklarini kullanarak ve yeni bir otobüsün belki koltuklarina dahi yetmeyecek tutarda harcamalar yaparak halkinin ulasiminda konforu ve daha önemlisi güvenli seyahati sagliyor.(Ben bile aylik akbil aldim.Cok rahat bi olay tavsiye ederim!)
      "Sosyal Devlet" birimlerinin, kendini sosyal devlet ilkelerinin "bekçileri ilan edenlerin" dahi politakayi mahalle kavgasi haline getirip, asil görevleri olan halkin "sözü" ,"gözü" olma vazifesini unnuttugu su dönemde I.B.B baskanina ve yöneticilerine minnet duymaktan kendimi alamiyorum.
      Devamini diger temel sorunlarda ve tüm illerimizde görmek dilegiyle...
                       
                    bkz:  I.E.T.T

Posted at 10:19 am by copain
Make a comment  

Nov 27, 2004
bir takim "sarhoslar"...

                             Sevab almak için içeriz sarap...
                           Içmezsek oluruz uçari,azap...   
                         Senin aklin ermez,bu baska hesap...   
                        Meyhanede bulduk biz bu kemali...
 

Posted at 04:26 pm by copain
Make a comment  

Next Page